Ma’rûf (2. Cild)

Bir Hadîs-i Kudsî’yi aktararak mektuba mevzu olan müşahede iklimini, aklım nispetinde tarif edeyim. Sen bu tarifi o iklimden bir koku yerine koy, fakat aslı gibi görme. Aslını göstermek, benim gibi zayıf cüsseli, kıt akıllı, dar görüşlü, toy yürekli birine cidden çok ağır gelir.Bu, öyle bir meydandır ki, Sıddık cüsse, Faruk akıl, Zinnûreynî yürek ve Turabi görüş ister adamdan. Bu meydan; bülûğ çağına girmiş delikanlının benini ve beni etrafındaki âlemi tanıma, tanımayla birlikte bene ve âleme hükmetme cesaretini bekler kişiden.

Bu meydan; korku, hüzün, ümîd ve neş’e gibi çocuklara mahsus hâllerden sıyrılmış tok gözlü yiğitleri dâvet eder.

Bu meydan, üşüyene ve yanana göre değil, üşümeyle yanmayı bir gören bedene sahip birine kucağını açar. Bu meydanın iklimi bahardır ki; burada akıl, nefs, kalb ve cesede diriliş şenliği başlar. Rabbü Teâlâ Tekaddes Hazretleri’nin “Bâ’is” İsm-i Azamının tecellîsiyle kâinat, ölümden doğuma geçip Bedî’, Mübdi’ ve Musavvir îsm-i Azamlarının tecellîsiyle de şekillenir. Bu meydanın yiğitlerini aleyhissalâtü vesselâm Efendimiz mezkûr Kudsî Hadîs’te meâlen şöyle tarif etmekte:

 

“Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım şeyleri eda etmesidir. Kulum bunu nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime ulaşır. Onu bir sevdim mi artık ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı, aklettiği kalbi, konuştuğu dili olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma taleb etti mi onu himayeme alır, korurum…”